Hava Durumu

Mp3 Player

Anasayfa arrow Basın arrow Geçmiş, onun sesinde nefes alır
Geçmiş, onun sesinde nefes alır Yazdır

Kilis’te, üçü kız, üçü erkek altı kardeşin en küçüğü olarak 1 Mart 1926’da dünyaya gelen Alaeddin, öyle bir ağlamak tutturur ki, susturmak ne mümkün! Bizar olan ailenin ne gecesi kalmıştır, ne gündüzü. Bir musiki meraklısı olan Yavaşcazâde Cemil Bey, tam o günlerde bir gramofon ve Tanburî Cemil Bey’in bazı taş plaklarını satın alarak eve getirir.“Tekne kazıntısı”, her zamanki gibi viyaklamaktadır; çıldıracak raddelere gelen zavallı adam, gürültüyü bastırmak için gramofona bir plak koyar. Birden musikiyle birlikte derin bir sessizlik başlamıştır. Cemil Bey kulaklarına inanamaz, denemek için gramofonu susturunca küçük Alaeddin yeniden feryadı basar. “gramofon başlıyor ben susuyorum” diyor Alaeddin Yavaşca, “Ben başlıyorum, gramofona hemen yeni bir plak konuluyor!”

Gramofon, o yıllarda ulaşım imkânları son derece kıt bir hudut kasabası olan Kilis’e ancak ulaşabilmiş ve Cemil Bey’i, adaşının benzersiz mızrabından dökülen büyülü nağmelerle dayanılmaz bir işkenceden kurtarmıştır. Yavaşcazâdeler, Kilis’in köklü ailelerinden biridir; divan sahibi şair bir babanın, Mehmed Sezâî Efendi’nin oğlu olan Cemil Bey, ziraatle uğraşmakla beraber, kültürlü, musikiye meraklı ve dindar bir adamdır. Âsûde bir ev, yasemin ve üzüm asmalarıyla bezenmiş bir bahçe ve kuş sesleri. Cemil Bey, sabah namazlarını genellikle evde kılar ve daha sonra güzel sesiyle Kur’an okurmuş. Alaeddin Yavaşca, kuşluk vakitlerinde babasının güzel sesine karışan kuş cıvıltılarını hiç unutamadığını, ruhunda derin izler bırakan bu musikinin kendisinde güzel sese ve güzel nağmelere karşı benzersiz bir iştiyak uyandırdığını söylüyor.

Musikiye kabiliyetli olarak doğup Tanburî Cemil Bey’i dinleyerek büyüyen ve bir eseri iki dinleyişte ezberine alabilen Alaeddin’in büyük şanslarından biri de, babasının dostlarından Zihni Çelikalp’tır. Kısa boylu, şehlâlığını gizlemek için siyah gözlük takan, sinirli ve çok kültürlü bir müzik öğretmeni... Batı müziği eğitimi almıştır, sıkı bir Batıcıdır, ama Türk musikisini de aynı derecede sever, öğrencilerine mesela sık sık Sedat Öztoprak’la Fahri Kopuz’un birlikte besteledikleri Suzidil Saz Semâîsi’ni dinletirmiş.

Bir gün yeni gelen plakları sormak için evlerine gelen Zihni Bey, çok saygı duyduğu Yavaşcazâde Cemil Bey’in ricası üzerine, henüz sekiz yaşındaki Alaaddin’i dinler. Bacaksız, Münir Nureddin’in yeni 78’lik taş plaklarından birindeki yürük semâîyi, III. Selim’in “Âb u tâb ile bu şeb hâneme cânân geliyor” güfteli Suzidilârâ yürük semâîsini ve Şevki Bey’in “Gülzâre nazar kıldım” güfteli uşşak şarkısını eksiksiz okumuştur. Zihni Bey, hiç tepki göstermez, fikrini de söylemez. Fakat ertesi gün elinde iki kemanla çıkagelir. Beraberinde bir de portatif sehpa getirmiştir. Ve çantasından bir metod kitabı çıkarıp “Haydi bakalım, derse başlıyoruz” deyiverir. Zihni Çelikalp’ten bir yıldan fazla bir süreyle batı müziği keman dersi alan küçük Alaedddin, o yılın sonunda Halkevi ekibinde çalarsa da, kısa bir süre sonra hocası başka bir yere tayin edildiği için kemanla ünsiyeti orada kalacaktır.

Hakkı Süha’nın keşfi

İlk ve ortaokulu Kilis’te okuyan Alaeddin, lise öğrenimine 1941 yılında Konya Lisesi’nde yatılı olarak başlar, ancak şartların zorluğu yüzünden zatürreeye yakalanınca o yılı kaybeder. Ertesi yıl ailece İstanbul’a taşınır, Divanyolu’nda, Firuzağa Camii’nin karşısındaki ahşap konağın en üst katına yerleşirler. Lise öğrenimine İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ederken bir yandan da Artaki Candan’dan kanun dersleri almaya başlayan Alaeddin’in hayatındaki ikinci önemli öğretmen de, renkli ve zengin dersleriyle tanınan Hakkı Süha Gezgin’dir. Sadece değerli bir edip değil, aynı zamanda iyi bir musikişinas olan bu iriyarı ve sevimli edebiyat öğretmeni, Alaeddin’i keşfedince evinde her hafta iki gece yapılan fasıllara davet eder.

Hakkı Süha Bey sayesinde, kendini birden musiki hayatının ortasında bulan Alaeddin Yavaşca, İbnülemin’in Beyazıt’taki konağında yapılan meşhur pazartesi toplantılarına ve Dr. Çerçöp Sami Bey’in evindeki fasıllara da devam etmiş, bu evlerde, sadece ileri gelen musiki üstadlarını değil, musikiye meraklı bütün kalburüstü bilim adamlarını, bürokratları ve devlet adamlarını tanıma imkânını bulmuştur. Türk musikisi, o yıllarda yasak gevşemiş olmakla beraber, Tek Parti kültür politikasının kaçınılmaz bir sonucu olarak hâlâ horlanmakta ve eğitim kurumlarına sokulmamaktadır. Bu yüzden evlere sığınan Türk musikisi, hayatiyetini bütün olumsuz şartlara rağmen şaşırtıcı bir biçimde devam ettirmektedir.

Yavaşca, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ne girmiş, bu arada Ercüment Berker tarafından 1942 yılında kurulmuş bulunan Üniversite Korosu’na devama başlamıştır (1945) İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nda Türk musikisi enstrümanları eğitimi yapılmadığı için, Üniversite korosu, çalışmalarını, bu eksikliği gidermek maksadıyla, Marmara Sineması’nın altındaki lokalde, konservatuar düzeniyle yürütmektedir. Fikret Kutluğ kanun, Laika Karabey tanbur, Hüseyin Sadeddin Arel nazariyat, Salih Murat Uzdilek de ses fiziği dersleri vermektedirler. Genç Alaeddin, Artaki Candan’la başladığı kanun derslerine Fikret Kutluğ’la devam eder.

Radyo günleri
  
Üniversite Korosu, Ercüment Berker askere gidince dağılma tehlikesi geçirir. Esasen Alaeddin doktora sınıfı sayılan üçüncü sınıfa geçmiştir; dersler çok ağır olduğu için musikiyi bırakmak zorunda kalır. Bir süre sonra karşısına arkadaşlarından Şükran Güngör çıkar; koro Nevzad Atlığ yönetiminde yeniden çalışmalara başlamıştır, yakında bir konser vereceklerdir ve soliste ihtiyaçları vardır. Alaeddin, derslerinin ağırlığını öne sürerek kabul etmek istemezse de, Şükran Güngör’ün aşırı ısrarına dayanamaz ve koroya dönerek Nevzad Atlığ’la tanışır. Ardından Tepebaşı Komedi Tiyatrosu’nda başarılı bir konser! Yavaşca, bu konserde Dede’nin ilk eseri olan “Zülfündedir benim baht-ı siyahım” güfteli Buselik şarkısını okumuştur. Konseri dinleyen Burhanettin Ökte o kadar duygulanmıştır ki, kulise dalıp gözyaşları dökerek Alaeddin’i öper.

İstanbul Radyosu, deneme yayınına o sıralarda başlamıştır (1949). Ankara Radyosu’nda kısa bir süre önce verdiği konser geniş yankı uyandırdığı için İstanbul Radyosu’nda, çeşitli çevrelerin muhalefetine rağmen girmekte zorlanmayan Üniversite Korosu’na ayda iki gün, kırkar dakikalık yayın verilir. Programın yirmi beş dakikasını koro, son on beş dakikasını ise Alaaddin Yavaşca’nın solosu doldurmaktadır. Bu konserlerin beklenmedik bir ilgi görmesi üzerine, radyonun müzik yayınları şefi Cevdet Çağla, Alaeddin’i çağırarak yakında açılacak imtihana girmesini tavsiye eder. Bu tavsiyeye uyarak girdiği imtihanı başarıyla veren genç sanatkâr, artık radyoda muntazam program alan bir solisttir. Bir yandan da son sınıfta geçtiği için Haseki Hastahanesi’nde, Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil’in başında bulunduğu klinikte kadın doğum stajı yapmaktadır, yani nefes alacak zamanı yoktur. Yine de Nevzad Atlığ’la birlikte İbnülemin’in evindeki pazartesi toplantılarını hiç kaçırmaz.

Yine bir pazartesi gecesi, radyodaki dostlarından Cevdet Çağla, Süleyman Erguner, Haluk Recai ve Hüsnü Coşar’ı peşine takıp İbnülemin’in Bakırcılar’daki konağına damlar. O gece İbnülemin’in çok önemli misafirleri vardır: Mükrimin Halil Yinanç, Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Hasan-Âli Yücel, Kazım İsmail Gürkan, Fahrettin Kerim Gökay, Muzaffer Esat Güçhan... ve klinikte yanına yaklaşmaya bile cesaret edemediği Tevfik Remzi Kazancıgil. Şimdi bu önemli zevatın şanına yaraşır bir fasıl yapılmalıdır. Hemen aralarında anlaşıp Bayati Faslı’na başlarlar. “Bir yandan da kritik ediyorum” diyor Alaeddin Yavaşca, “Kâzım İsmail keyifleniyor, zaman zaman iştirak ediyor, fakat Tevfik Remzi Bey ilgisiz. Sanki uyuyor, araşıra başını kaldırıp gözlüğünün üzerinde bakıyor, ama mânâsız bakışlar. Çok üzüldüm. Hâlbuki musikiyi ve edebiyatı çok sevdiğini söylerler. Neyse, fasıl bitti, temenna edip çıkıyoruz. Tam kapıda bileğime bir el yapıştı. “Gel bakalım, sen neredesin?”
  

Tavfik Remzi Bey’in büyüklüğü
  
Bu soru, Alaeddin Yavaşca’nın önünü açacak, Tevfik Remzi Kazancıgil gibi son derece etkili bir şahsiyetin kanatları altında, bir yandan kadın doğum ihtisası yaparken, bir yandan musiki faaliyetlerine, özellikle radyodaki çalışmalarına devam edecektir. Hatta bir keresinde Tabibler Odası’nın Rektörlüğe onun hakkında yaptığı şikâyeti, Tevfik Remzi Bey göğüslemiştir. Yavaşca, İbnülemin’in evinde o gece Dede’den okuduğu Bayati şarkının meğerse Tevfik Remzi’de değerli bir hatırasının bulunduğunu, bunun için ilgisini çektiğini belirterek, “Dede’nin ruhaniyeti” diyor, “geleceğimle ilgili olarak kara kara düşündüğüm bir dönemde, en büyük hocayı karşıma çıkardı”.

Alaeddin Yavaşca, Mesut Cemil döneminde, İstanbul Radyosu’nun sözleşmeli sanatçıları arasına katılacak, böylece maddî problemlerini hallederek jinekoloji ihtisasını başarıyla -fakat birbirinden tamamen farklı iki iş arasında bölündüğü için olağanüstü bir çaba göstermek suretiyle- tamamlayacaktır. Özellikle radyonun canlı yayın döneminde görev yaptığı için son derece ilgi çekici ve heyecanlı bir meslek hayatı yaşayan Yavaşca, sesinin benzersiz rengi, icracılığı ve bestekârlığının yanı sıra, kanaryaları ve -bir koltukta birkaç karpuzu birden taşıması yüzünden- dalgınlığı ile de meşhurdur.

Zeki Arif Ataergin, Münir Nureddin Selçuk, Sadeddin Kaynak gibi önemli müzik adamlarından meşk eden ve özellikle son yıllarında Sadeddin Kaynak’ın çok yakınında bulunan Alaeddin Yavaşca’nın meşk silsilesi, bir yandan Dede Efendi’ye, bir yandan Kazasker Mustafa İzzet’e, bir yandan da Enderunî Ali Bey’e kadar uzanmaktadır. Yani Alaeddin Yavaşca, bir eseri icra etmeye başladığı zaman, seçkin tavrında, bütün bir geçmiş, derinden derine ses vererek içimizi titretir.

Evlenme fırsatını ancak 1980 yılında bulan ve şimdi, sevgili eşi Ayten hanımla sakin bir emeklilik hayatı yaşayan Alaeddin Bey, bir ömürlük musiki birikimini, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’ndaki öğrencileriyle paylaşıyor.
   
Beşir Ayvazoğlu, Defterimde Kırk Suret,
Kapı Yayınları, İstanbul 2007,  s. 70-76


 
< Önceki   Sonraki >
Tüm döküman polo ralph lauren ve materyallerin haklari www.alaeddinyavasca.com'a aittir.
© 2018 www.alaeddinyavasca.com
oroton australia monsoon dresses superdry clothing dansko clogs sperry shoes