Hava Durumu

Mp3 Player

Anasayfa arrow Basın arrow Bir Şarkının Hazin Hikayesi
Bir Şarkının Hazin Hikayesi Yazdır

   Bu imtidâd-ı cevre kim bahtın şitâbı var
   Mihnet-medâr olan feleğe intisâbı var
   Eyler nesim-i subhu bize gird-bâd-ı gam
   Bu rûzgâr-ı bî-mededin inkılâbı var

Alaeddin Yavaşca, klasik musikimizin en büyük icracılarından biri olduğu kadar, bilgisi, tecrübesi ve hoşsohbetliğiyle de seçkin bir şahsiyettir. Geçen cumartesi günü, Atatürk Kitaplığı’nda gerçekleştirilen “Hatıralarla Türk Müziği’nin Yakın Tarihi” başlıklı sohbetler dizisinin ilkinde son derece ilginç anekdotlar anlattı. Özellikle Lem’i Atlı’nın “Bu imtidâd-ı cevre kim bahtın şitâbı var” güfteli uşşak şarkısının hikâyesi çok çarpıcıydı.

Yıl 1952 veya 1953. Halk Partisi’nden bir hanım milletvekili Demokrat Parti’ye geçmek istemektedir; TBMM kürsüsünde etkileyici konuşmalarıyla tanınan, aktif, becerikli, ceberut bir hanım.. Bunun için vaktiyle babasının yakın dostlarından olan Refik Koraltan’a aracı olması için ricada bulunur. Ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Midhat Dülge’nin Kalender’deki büyük evinde yemekli bir toplantı düzenlenir. Refik Koraltan, bu toplantıda eşi Mukbile Hanım’ın akrabalarından Alaaeddin Yavaşca’nın da küçük bir konser vermesini istemiştir. Ve toplantı günü gelir çatar. Uzun yemek masasının etrafında kimler yoktur ki! Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan, yani dört kurucu ve önde gelen bakanlar, milletvekilleri... Hepsi de hanımlarıyla gelmişlerdir.

Toplantıda, önce Demokrat Parti’ye geçmek isteyen hanım milletvekili söz alır ve özetle şunları söyler: “Bir insan, ne yaparsa gençliğinde yapar. Ama benim partim maalesef muhalefete düştü. Üstelik şu anda muhalefeti bile yapabilecek güçte değildir. Ben bu aktif dönemimde, aktif olan bir partide çalışmak, enerjimi Demokrat Parti saflarında harcamak istiyorum”.

Ardından Refik Koraltan, Halk Partili hanım milletvekilini öven ve partilerine katılma talebini memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden bir konuşma yapar. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü de yaptıkları konuşmalarda Koraltan’a katıldıklarını ifade ederler. Sonra sözü Adnan Menderes alır ve der ki:

“Ağabeylerimin fikirleri benim için muhteremdir. Fakat demokrasi tek ayak üzerinde duran bir rejim değildir, iki ayak üzerinde durmaya mecburdur: İktidar ve muhalefet. Büyük bir şanssızlık eseri olarak muhalefet ayağı zayıf kalmıştır. Hâlbuki takip ve murakabe edecek, iktidar olarak yanlış iş yaparsak bizi uyaracak bir muhalefet lazımdır. Şimdi benim gönlüm, bu çok değerli ve cerbezeli politikacı hanımefendinin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmiş Demokrat Parti’de değil, zayıf düşmüş olan kendi partisinde görev yaparak bizim karşımıza çıkmasını, bizi hiç çekinmeden enine boyuna tenkit etmesini arzu ediyor. Bilmem yanılıyor muyum?”*

Menderes, her zaman olduğu gibi, o kadar etkili konuşmuştur ki, diğerleri de ister istemez onun fikrine iştirak ederler. Hanım milletvekilinin teşebbüsü böylece suya düşer.

Sıra musikiye gelmiştir. Alaeddin Yavaşca, birkaç eser okuduktan sonra Menderes’in kalktığını görür ve fena halde alınarak “Hiç konserin yarısında kalkılır mı, sevmiyorsan musiki istemeseydin?” diye geçirir içinden. Fakat tam o sırada kulağında birinin nefesini hisseder ve bir fısıltı: “Sayın doktor, acaba repertuarınızda ‘Bu imtidâd-ı cevre kim bahtın şitâbı var’ şarkısı var mı?”

“Dönüp baktım ki Adnan Menderes” diyor Alaeddin Yavaşca, “Meğerse arkadan dolaşmış. ‘Var efendim’ dedim. ‘Lütfen okur musun, rica edeceğim?’ dedi. ‘Hayhay efendim’ dedim. Gitti, yerine oturdu ve bu sefer aynı şarkıyı yüksek sesle istedi. Düşününüz, bir sanatkârı, istediği şarkının repertuarında bulunmaması ihtimalini düşünerek, kalabalık önünde küçük düşürmemek için gelip önce kulağına fısıldıyor. Varsa isteyecek! Ne büyük incelik! Doğrusu içimden geçirdiklerimden utandım”.

Adnan Menderes’in söz konusu şarkıyı istemesi sebepsiz değildir. Akrabasından Dr. Nâzım’a, İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkum edildikten sonra, mutad olduğu üzere, son arzusu sorulur. Ünlü ittihatçı der ki: “Gidin Paşa’ya söyleyin, ‘Bu rûzgâr-ı bî-mededin inkılâbı var’”.
   Bu, Adnan Menderes’in söz konusu toplantıda Alaeddin Yavaşca’dan istediği uşşak şarkının dördüncü mısraıdır.

Dr. Nazım’la ilgili idam kararı, Atatürk’e imza için Marmara Köşkü’nde düzenlenmiş bir balo sırasında götürülür. Refik Koraltan’ın Yavaşca’ya anlattığına göre, rengi sararan Atatürk kalemi elinden atar. İsmet Paşa’nın “Paşam zaaf göstermeyin!” ihtarı üzerine kararı istemeyerek imzalarken Dr. Nazım’ın son arzusunun ne olduğunu sorar. Söylediklerini aynen naklederler. Bunun üzerine, üzüntülü bir sesle “Kaldırın bu şarkıyı!” deyiverir. Ve şarkı repertuardan çıkarılıp yasaklanır.

Lem’i Atlı’nın uşşak şarkısı üzerindeki yasak Kalender’de yapılan o yemekli toplantıya kadar devam edecektir.

Menderes, Alaeddin Yavaşca’ya aynı şarkıyı bir defa daha okuttuktan sonra, “Çok rica ederim doktor, bunu bir radyo emisyonunuzda okuyunuz ve okuyacağınız zamanı bana da bildiriniz!” der.

Yavaşca, Lem’i Atlı’nın bu güzel şarkısını, radyoda, bir öğle yayını için repertuarına aldığını ve Adnan Menderes’e de bildirdiğini anlattı. Yayın biter bitmez Yavaşca’yı arayan başbakan, heyecanlı bir sesle: “Ağzınıza sağlık aziz doktor” der, “çok memnun ve mahzuz oldum. Çok rica ediyorum, arkadaşlarınıza da eğer kendilerinde yoksa notalarını veriniz, repertuarlarına alsınlar!”

Lem’i Atlı’nın şarkısı üzerindeki yasak böylece kalkar kalkmasına, ama “rûzgâr-ı bî-meded”, meş’um bir “inkılâb”la Menderes’i de vurur.

Zaman, 13 Ekim 1995
Beşir Ayvazoğlu


 
< Önceki   Sonraki >
Tüm döküman polo ralph lauren ve materyallerin haklari www.alaeddinyavasca.com'a aittir.
© 2018 www.alaeddinyavasca.com
oroton australia monsoon dresses superdry clothing dansko clogs sperry shoes